| Ölüme Susamış Bir Millet |
Bu yazı 370. kez sizin tarafınızdan okunuyor.
| Makaleler - Eğitim Makaleleri |
| Yazar Ahmet Furkan SAKİN |
| Salı, 22 Kasım 2011 20:10 |
|
Çanakkale’de Seyit onbaşının yüklendiği mermiydi, Samsun’daki Mustafa Kemal, Kafkaslarda ölüme kafa tutmaktı irade.
Soğuğu titreten bir millet düşünün, ölüme susamış bir millet, esaretin ne demek olduğunu bilmeyen bir millet düşünün, onlarca devlet kuran ve onlarcasını da yıkan bir millet.
Askerlerinin bir bir denize dökülüşünü izleyen İngiliz subayının gözlerinde bir tedirginlik vardı. Birden durdu ve yardımcısına dönerek “ Bu milleti neyle tehdit etmeliyiz ki cepheye gelemesinler.” Dedi. Yardımcısının cevabı netti “ Ölüme susamış bir milleti hiçbir şeyle tehdit edemezsiniz efendim.” Gemilerinin birer birer batırıldığını gören Rus amiral ürpermişti birden ve subayına dedi ki “Hangi cephaneyle batırıyorlar bunca gemiyi.” Subay cevaptan emindi “Mermileri, topları hatta hiçbir cephaneleri yok, askerleri de yeterli değil fakat inançları tam efendim.” Elinde tüfek olmayan Türklerin cepheye koşuşunu seyreden Fransız kumandan kibirle dedi ki “Nedir bunlarda ki heves, yoksa onlara ölüme koştuklarını söylemediniz mi?” Kumandanın unuttuğu bir şey vardı; Çünkü Türkler esir olmaktansa ölü olmayı tercih ederler. Zafer bizimdi, bu topraklar bizim, bayrak bizimdi marş bizim, mühür bizdik ve yol bizim. Çünkü onlardan bir farkımız vardı, düşman zafer kazanmak için geldi biz ise ölmek için oradaydık. Ve o gün Mustafa Kemal ile şaha kalkan millet, bugün 88 yıllık koca bir Cumhuriyet.
Cumhuriyet Bayramı Yarışması Ortaöğretim Kompozisyon Birinciliği Benze KonularEski Haberler:
|
